İrfan ONAT
Ziraat Y. Mühendisi
onatirfan@gmail.com
27.05.2013

ESKİ İSTANBUL VE AĞAÇLAR

Boğaziçinden, tarihi yarımadaya, Tuzla’dan Silivri’ye, geçmiş ve gelecekteki eserlerin mucizevi güzelliği onlarda saklı, onlar ki mavi ile yeşili buluşturan iki kıtayı kucaklayan iki denizi birbirine bağlayan İstanbul’un sessiz tanıkları, parklardan bahçelere, mezarlıklardan korulara, caddelerden meydanlara şehrin dört bir yanını süsleyen İstanbul’un ağaçları...

Mimarinin tamamlayıcı unsurları olarak düşünülen ağaçlar, tabiat ile tabiata ilave edilen yapılar arasındaki denge ve uyumu sağlıyor.

Eski İstanbul’da ağaç dünyası alabildiğine tatlı, renkli, sevimli ve sıcaktı. Tüm bu ağaçlar evle, sokakla, mabetle iç içe girmiş, sarmaş dolaş olmuştu.

Osmanlı devrinde, ağaca ve çiçeğe büyük önem verildiğinden oluşturulan has bahçeler İstanbul’un en güzel ağaçlarının, çiçeklerinin olduğu, özenle bakımlarının yapıldığı yerlerdi. Hükümdarlar devlet işlerinden vakit bulabildiklerinde biraz soluklanmak, çeşitli ağaçların dinlendirici ikliminden faydalanmak için bu bahçelerdeki küçük sade köşklere giderlerdi. Osmanlı genel olarak yeşile, ağaca çok önem vermiş ve bu yeşil alanları olabildiğince korumuştur.

İstanbul estetiğinin oluşmasındaki en önemli unsurlardan olan ağaçlar da bu şehrin doğal yapısının vazgeçilmezlerindendir. Yolların, bahçelerin doğal süslemeleri, önemli bir gelenekti. Belki de İstanbul sokaklarına romantizmi, çekiciliği veren unsurların başında bu bitki zenginliği gelir.

İstanbul bahçe kültüründe sadece Çınar, Salkım Söğüt, Ceviz gibi gölge veren ağaçlar dikilmiyordu aynı zamanda, sapsarı renkli, nefis kokan çiçekleri ve çok değişik faydaları olan arıların ziyaretgahı Ihlamurlar... gibi aşağıdaki ağaçlarda dikiliyordu.

Nisan ayında Boğazın iki yakasında, mavi ile yeşili buluşturup eflatuna boyayan şairlerin ilham kaynağı ressamların vazgeçilmezi Erguvanlar...

Kozmetikte kullanılması, yapraklarının yemeklere hoş koku vermesi veya hoş olmayan kokuları gidermesi ile, hızlı büyüyen Defneler...

İstanbul´un saray, köşk bahçeleri ve meydanlarında insanları serinleten gölgesi, eski külliye ve kutsal mekanlarında, haşmetli görüntüsü ve kabuk değiştiren devasa gövdeleri, leyleklerin ve büyük kuşların evi, ulu Çınarlar...

Parçalı yaprakları ile kış sonunda hiçbir ağacın çiçek açmadığı bir dönemde yalnız başına bol sarı çiçekler açan baharın müjdecisi Mimozalar...

Meyvelerinden çerez, menengiç kahvesi, yağından sabun yapılan, gövdesi reçineli İki evcikli Sakız Ağaçları...

İstanbul’un koru ve mezarlıklarının hakim bitkisi, sert çekirdekli siyah tatlımsı meyvesi ile kuşların sonbahar azığı, gri gövdesi ile susuzluğa karşı meydan okuyan Çitlembikler...

Şamdan gibi duran çiçekleri, arıların erzak deposu, beyaz ve pembe rengiyle At Kestaneleri...

Adını bayanlara isim olarak verdiren, mezarlıklarda ebediliği simgeleyen, reçinesi güzel kokan, uzun boyu ile herkese meydan okuyan Selviler...

Kocaman yapraklarının üstü koyu yeşille parlatılmış, altı kahverengine boyanmış, oldukça büyük bembeyaz limoni kokan çiçekleri, dalların üzerine serpilmiş Manolyalar...

Boğazın tuzlu suyuna ve sisine sabreden, susuzluğa karşı nefsine gem vuran, dağlarda kayalıkların ve meşelerin yol arkadaşı Dışbudaklar...

Eskiden, ev kapılarının girişlerini ve bahçe duvarlarını saran asmalar, İstanbul bahçelerinde yaz günlerinde serin oturma mekânları oluştururdu.

Boğaziçi kıyı bahçelerinde asmaların yerini Kameriye etrafında sarmaşık güller, mor salkım ve acemborularının sarıldığı oturma mekânları yer alırdı.

İstanbul bahçe kültürünün oluşmasında meyve ağaçları da önemli rol oynardı.

Güzellik ve faydayı birlikte düşünen ve yaşadıkları çevrelerde bu iki değerin benzersiz bir sentezini vücuda getiren Osmanlı, meyve ağaçları yani hiç olmazsa bir erik, kayısı, kiraz, badem veya cevizi bulunmayan bahçeyi, bahçeden saymazlardı. Sadece İstanbul için değil, bütün Müslüman Osmanlı şehirleri için geçerli bir kaide idi.

Meyve ağaçlarının meyveleri tatlımsı maddeler ihtiva ettiğinden, sineklerin yoğun şekilde bu ortamlara gelmesine sebep olurdu.

Bu nedenle meyve ağaçları daha çok evlerin uzak köşelerine dikilirdi. Bu meyve ağaçları Dut, Elma, Armut, İncir, Kiraz, Mürdüm Eriği, Ceviz gibi ağaçlardır.

Büyüklerimiz İstanbul´a ağaç dikerken, tepelerin estetik güzelliğini korumak için, tepelere üstü kubbemsi Fıstık Çamlarını, erozyonu önlemek için yamaçlara Servi gibi uzun boylu ağaçları, çevresinde insanları biriktirmek için, iskele ve meydanlara da Çınar ağaçlarını dikmişler.

Sedir ağaçları, Fıstık Çamları, Kızıl Çamlar, gibi ağaçlar İstanbul silüetinin oluşmasını sağlayan ağaçlar idi.
Mimozalar, Erguvanlar, Manolyalar, Süs Kirazları gibi süs ağaçları ve meyve ağaçlarının çiçekleri kısa ömürlü olsa bile, insan ruhunda bütün bir yıl boyunca devam edecekmiş gibi hayaller uyandırabilir.”

Ağaçlar İstanbul’un doğal şehir dokusunun önemli bir kısmını oluşturmaktaydı.

Tüm bunlar İstanbul’a ayrı bir incelik, zarafet ve sıcaklık vermekteydi. Birçok sokak, mahalle, kimi bitki türlerinin oraya mahsus cinsi ve türü ile, şöhretini kazanır ve o adı taşırdı. Belki de dünyada sokakları bu kadar ağaç ve çiçek adı taşıyan başka bir şehir daha yoktur. Bu o şehrin insanlarıyla ilgili de bir konudur. İnsanlar tüm bu bitkileri bahçelerine, sokaklarına, muhitlerine dikerek, onlarla yaşayarak, inceliklerini, tabiata, renge âşık oluşlarını ve engin bir ruh taşıdıklarını da göstermişlerdir. Günümüz insanı bu tür unsurlara verdiği önemi azalttıkça ruhi sıkıntıları artmaktadır.

İstanbul eskiye oranla artık daha yeşil, daha çok ağaçlı. Yarım yüzyıl öncesinin Boğaziçi sırtlarının fotoğraflarına bakıyorum, ağaçlardan yoksun baştan sona çıplak tepeler silsilesi idi. Boğaziçi sırtları şimdi binalarla dolu, ama ağaçlarla da dolu vaziyette

Herkesin farklı bir İstanbul’u vardır. Yaşanmışlıkları, anıları ve tarihiyle bu büyük şehir, onu yaşayanların hayatlarında derin izler bırakır. İstanbul, herkes için farklı bir anlam taşır.

İstanbul kültürü, maddi ve manevi yönüyle farklı bir yapı arz eder. Bu faklılıklar değişik medeniyetlerin yüzyıllarca bu şehre sahip olması ile kültürel izlerinin doğal yapıyla yoğrulmasından ileri gelmektedir.

İstanbul, her köşesinde gizli bir kültür hazinesi saklı olan, her unsuruyla, her değeriyle insanlığın ortak mirasına katkısı olan muhteşem bir kültür başkentidir. Sayısız kimliğe ve güzelliğe sahip bulunan bu kültür başkentinin şahsiyetini görmek, ruhuna dokunmak, onu sosyal, kültürel ve tarihsel açıdan bilmekle mümkündür.

Yazarın Son Yazıları

BELEDİYE BAŞKANIMIZ
DAİRE BAŞKANIMIZ
MÜDÜRÜMÜZ
YAZARLARIMIZ
   
BU AY YAPILACAKLAR
Yeşil ağaççıkların, çalımsıların ve çit bitkilerinin budamalarına bu ayın ikinci yarısında başlanır. Bu bitkilerin her tarafının ışıktan yararlanabilmesi için yukarıdan aşağıya doğru genişleyen budama yapılmalıdır.
Ağustos ayında yazlık çiçekler, balkon, teras ve saksılarda bulunan çiçekler dışında gübreleme işlemi sona ermiştir.
Sulama için akşam saatlerini tercih edin.
Pergola, bahçe kapısı kemerleri ve benzeri yerlere sardıran sarmaşıkları, ihtiyaç oranında budamak, gelişme yönlerini ve durumlarını gereğine göre kontrol altına almak mümkündür.
Ağustos sonu ile Eylül başı arası durgun gözaşısı zamanıdır.
Ayın 10–15 ine doğru yeni güllerin dinlenmeye alınmasına, yani yaz budamasının yapılıp, aynı zamanda sulamanın bir süre için kesilmesine başlanır.Böylece, gül fidanlarının normal gelişmeleri durdurulur ve dinlenme boyunca bitkiler, sonraki çiçek verme dönemi için besin ve güç biriktirirler.
Çimlerin sararmış bölümlerini bu ay ellemeyin: Sıcak kavurup filizlenmeyi yok eder. Bunun için Eylül veya Ekim aylarını bekleyin.