H. Bahar AKTAŞ
Ziraat Mühendisi
hayriye.aktas@ibb.gov.tr
05.06.2015

SARAY BAHÇESİ: YILDIZ PARKI

Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer alan, mitolojik öykülerde “Pan”ın flütünü çaldığı yeşillikler olarak da bilinen, İstanbul’un gerek tarihi, gerek doğal yapısı bakımından en değerli yerlerinden biridir, YILDIZ SARAY BAHÇELERİ.

Padişahların av sahası olarak kullandığı bu koruluk zaman içinde yine saltanat üyeleri tarafından yapılan kasır ve köşklerin bahçelerini oluşturduğu için günümüze kadar gelebilmiştir. İlk defa Kanuni Sultan Süleyman, sahil boyunca uzanan ve manzarası çok güzel olan koruluğa ilgi göstermiş, Sultan III. Selim de zaman zaman gelip etrafı seyrettiği bu koruluğun güzelliğine hayran kalmıştır. Babası III. Mustafa için bir çeşme, annesi Mihrişah Sultan için de bir kasır yaptırmıştır. Yaklaşık olarak 500 dönüm olan bu koruluktaki ilk yapıların bunlar olduğu bilinmektedir. Kasır yıkılmış olmakla birlikte III. Selim Çeşmesi hala ayaktadır ve burası saray bahçesinin oluşumunda rol oynayan en eski alandır.

  

III. Selim Çeşmesi

 

Sultan II. Mahmut tarafından koruluğun sonunda Beşiktaş Tepesi zirvesinde küçük bir köşk yaptırılmış, bu köşkün etrafında da geniş bir bahçe oluşturulmuştu. İstanbul’a ve Boğaziçi’ne hakim bir manzarası olduğundan köşke YILDIZ ismini verdi.

Bu tarihten daha sonraları Sultan Abdülmecit, mevcut köşkü yıktırarak yerine daha büyük bir köşk yaptırdı. Rivayete göre burayı YILDIZ adında çok güzel bir cariyesine tahsis etti. Abdülmecit döneminde bu koruluğa verilen değer daha da artmıştır. Çevredeki bağlar ve başka araziler de katılarak koruluk genişletilmiştir.

19.Yüzyılın ikinci yarısında Abdülaziz padişah olunca Çırağan Sarayını yeniden inşa ettirmiş, bugün ana cadde üstünde hala duran taş ve mermer işlemeli masif köprü ile de arkadaki koruluğa bağlamıştır. Daha önceki dönemlerde de kıyılardaki yalı ve saraylardan arka bahçeye bir bağlantı ile geçilmekteydi.

Sultan Abdülaziz döneminde koruluk ‘Mabeyn Bahçesi’ adını almıştı. Padişah ve yakın çevresi, belli zamanlarda da haremi, koruya gezintiye çıkıyorlardı. Bu yüzden şu anda park olarak kullanılan koruda ve daha sonra Yıldız Sarayı olarak adlandırılan yerleşkede dinlenme amaçlı ve yönetim binası olarak kullanılmak üzere değişik köşkler yaptırdı. Bunlar arasında en önemlisi ve en büyük yapı olarak göze çarpanı, Mimar Garabet Balian tarafından yapılan Büyük Mabeyn Köşkü’dür. Bu köşkü daha sonraları Sultan Abdülhamit kâtiplerine ve mabeyincilerine tahsis etmiştir. Dış bahçe olarak adlandırılan koruda da Mimar Sergis Balian tarafından Malta ve Çadır Köşkleri ile yine iç bahçede Çit Kasrı olarak bilinen köşkler yapılmıştır.

Büyük Mabeyn Köşkü

 

Nihayet Sultan II. Abdülhamit padişah olduğunda Dolmabahçe Sarayı deniz kıyısında olduğundan, kendisini güvende hissetmeyerek Yıldız’ a sürekli olarak yerleşmiştir. Bu yüzden Hükümdarlığının neredeyse tamamını, Yıldız Sarayı Hümayini adını alan bu sarayda geçirmiştir. İsmine saray denilse de, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayı gibi ihtişamlı bir binası olmayıp daha çok köşk, şale, pavyon tarzı binalardan oluşmuştur. Ayrıca kendisi için dinlenme alanları, yönetim binaları ve iç bahçede birbirinden bağımsız birçok küçük köşkler yaptırmıştır. Bu yapılar tamirhane, marangozhane, atölyeler ve tiyatro, müze, kitaplık gibi kültür sanat yapılarından oluşmaktadır. Ve en önemlisi, kendi hususi dairesini bile yaptırmadan önce kendisine ait bir bahçe oluşturmaya başlamıştır. İşte, Yıldız Sarayının etrafını çevreleyen bu bahçeye Selamlık Bahçesi, İç Bahçe ya da Has bahçe adı verilir.

Selamlık Bahçesi, Abdülhamit Han döneminde yapılan duvarlarla şu anda park olarak kullanılan Yıldız Parkı’ndan ayrılmıştır. Yıldız Parkı (Yıldız Korusu) da, Padişah ve haremi tarafından yine o dönemde gezinti ve mesire yeri olarak kullanıldığından, etrafında dışarı ile bağlantısını kesen duvarlar ile çevrelenmiştir. Abdülhamit’in kızı Ayşe Sultan hatıratında, Cuma Selamlıklarından sonra hareme verilen izinle, hanım sultanın ve çocukların Saray dilinde ‘kır’ denilen dış bahçeye gezmeye geldiklerini, soğuk piknik yemekleri yedikten sonra, Malta ve Çadır köşkleri civarında çocukların koşturup oynayarak hoşça vakit geçirdiğini yazar.

Has bahçenin aksine dış bahçede, doğal orman dokusu korunmuştu. Korunun Mecidiye Kapısı girişinden itibaren doğal görünümlü bir dere, derenin sonunda da büyükçe bir gölet oluşturulmuştu. Bu kısım şu anda bile hala ‘Gölbaşı’ olarak bilinmektedir. Bu göletin etrafında çiçekler dikilmiş, biraz ileride de meyve ağaçları ve sebze bahçeleri bulunmakta idi. Koru içinde, mevcudiyetini hala devam ettiren, o dönemdeki gibi üzerinde kazlar ve ördekler yüzen, bir büyük gölet daha vardı. Yaklaşık olarak 5000 m ² olan bu göletin kenarında kayıklar, sandallar ve elektrikle çalışan vapurlar dururdu. Bunların kullanımı yalnızca padişaha ve ailesine aitti. Prens Henry, İstanbul’a geldiği zaman bu göletin önünde bulunduğu Çadır Köşkü’nde kalmıştır. Abdülhamit Han iç bahçeyi meydana getirmeden önce hep bu dış bahçede gezerdi. Daha sonraları da arasıra at ile gezmeye ve avlanmaya çıkardı. Ayrıca o dönemde, korunun birçok yerine yeraltı tünelleri ve mağaralar yaptırdığı bilinmektedir. Bu tünellerin yapımı mevcut kaynaklarda yer almadığı için büyük bir ihtimalle ihtiyaç durumunda kaçış için yaptırıldığı söylenebilir.

İç Bahçe dediğimiz Selamlık bahçesi bir saray bahçesine dönüştürülürken birçok yabancı mimar ve bahçıvan çalıştırılmış, Sultan Abdülhamit’in kendi tabiriyle yollarına avuç avuç altın dökülmüştür. Bu bahçede en çok göze çarpan yapılar havuzlardır. Arapça Hamit yazılışı şeklinde oluşturulan bir büyük havuz, bahçeyi boydan boya dolaşmaktadır. Doğal görünümlü bu havuz, aynı zamanda kaskatlarla ve şelalelerle süslenmiştir. Bu havuzun çevrelediği bir adacık bulunmakta, adacık üzerinde çeşitli hayvanların yaşaması için kuşluk, güvercinlik, geyiklik gibi yapılar bulunmakta idi. Burada en çok güvercin, karaca, geyik, nadir koyunlar ve her çeşitten kuşlar yaşardı. Bu yapılardan adanın hayvanlara ait özel bir bahçe olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.


 

Ada üzerinde bir hendek oluşturularak, ada üzerinde dolaşan hayvanların hem bahçedeymiş gibi görünüp, hem de bahçenin diğer bölümlerinden ayrı tutulmaları sağlanmıştır. Sultan Abdülhamit’in bu göletten motorlu filika ile küçük köşke kahve içmeye gittiği ve oradan Cihannüma Köşkü’ne gidip dürbünle etrafı seyrettiğinden söz eder hatıratında Ayşe Sultan. Cihannüma Köşkü İç Bahçe ile Yıldız Parkını ayıran duvar üstünde hala bütün muhteşemliğiyle boy göstermektedir. Yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. Yine o dönemde Sultan’a hediye edilen vahşi hayvanlar için bir barınak daha bulunmakta idi. Bu barınak dış bahçede olup içerisinde pars, aslan, kaplan gibi az sayıda hayvan yaşardı. Daha sonraları bu hayvan barınaklarının birçoğu yıkılmış, bazı kuş kafesleri Dolmabahçe Sarayı’na taşınmıştır. Malta Köşkü civarında hala bir kuş kafesi bulunmaktadır.

Harem dairelerinden Cihannüma Köşkü’ne kadar uzanır Has bahçe. Yine bu bahçede ve dış bahçede sayılan Şale Köşkü civarında olmak üzere seralar, limonluklar ve kış bahçeleri diğer önemli bahçe yapıları olarak göze çarpmaktadır. Bunların bir kısmı yıkılmış bir kısmı da hala varlığını devam ettirmektedir. Bu seralarda bazı turfanda sebzeler ve çeşit çeşit çiçekler yetiştirilmekte idi. Hatta kış ortasında sultanın sofrasında bamya ve çilek bulunduğundan söz edilirdi. Sultan Abdülhamit ziyafet verdiği zaman, duvarların ruhsuz görüntüsünden kurtulmak için sofrasını çok çeşitli çiçekler ve ağaçlarla süsletirdi. Salonların bu canlı manzara eşliğinde görülmesinden ve takdir edilmekten büyük mutluluk duyardı. 

Cihannüma Köşkü’nden Çadır Köşkü’nün Görünüşü

 

Bu vesileyle Sultan’ın ağaçlara da çok meraklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden bu dönemde ağaçlandırmaya da çok önem verilmiş, yabancı ülkelerden birçok ağaç fidanı Abdülhamit Han tarafından getirtilmiştir. Bu ağaç fidanları ve türleri Dolmabahçe Sarayı Kütüphanesinde bulunan bir deftere kaydedilmiştir.

Dikilen ağaçları yapraklı ağaçlar ve iğne yapraklılar olarak iki grupta toplayabiliriz. Çınar, atkestanesi, manolya, ıhlamur, sakız, akçaağaç, karaağaç, meşe gibi yapraklı ağaçlarla birlikte porsuk, kızılçam, karaçam, sedir, göknar gibi iğne yapraklı ağaçlar da bahçeye dikilmiştir. Has bahçede ve koru içinde, o dönemde dikilen ağaçların bazıları anıt ağaç olarak varlığını hala sürdürmektedir. Mesela bazı kızılçam ağaçları… Yine ağaçların gölgesinde yetişen ve günümüze kadar gelmeyi başarabilen ender güzellikteki Osmanlı saray çimlerini de unutmamak gerekir.

Bahçenin oluşumu sırasında, suyu hareketlendirmek ve havuza doğal bir görünüm kazandırmak için suni şelaleler de inşa edilmiştir. Bunlar hem iç bahçede hem de dış bahçede hala mevcuttur. Dolmabahçe Sarayı Kitaplığı’nda, bu kaskatların plan, kesit ve görünüşleri olmakla birlikte, 1892–1893 tarihlerinde bahçe içinde kaskat imal edildiğinden söz edilmektedir. Bu kaskatların ortak özelliği çimento, harç ve demir donatı kullanılarak ağaç dalları ve ağaç gövdesi biçimi verilmiş olmasıdır. Yine hem iç bahçede hem de dış bahçede bulunan kameriyeler ve korkuluklar da aynı malzemeyle aynı tarz da yapılmışlardır. Aynı zamanda ve aynı mimar tarafından yapıldıklarını söylemek mümkündür. Bahçede yer yer konumlandırılmış olan havuzların üzerinde ve köşk çevrelerinde bu dal şeklinde yapılmış olan korkuluklara rastlanılmaktadır. Duvar kenarlarına inşa edilmiş olan grottolar (suni mağaralar) da bahçenin tasarımında göze çarpmaktadır. Bunların da bahçeye doğal bir görünüm katmak ve duvarları sıkıcı görünümden kurtarmak amaçlı yapıldığı söylenebilir.


 

Yıldız Sarayı Selamlık Bahçesi’nde yabancı bahçıvanların çalışması ile batı etkilerinin bahçede hissedilmesi kaçınılmaz olmuştur. Genellikle doğal düzende kurulmuş olan bu bahçede model olarak İngiliz naturalistik ve Türk bahçesi esas olarak alınmıştır. Doğal ağaççıkları ve setleri, köprülü dereleri, patika şeklinde ağaçlı yolları ve bu yolların belirli mekânlara açılmasıyla Türk bahçe anlayışını ortaya koymuştur. Diğer yandan havuzların nehri andıran doğal görünüşü ve dağılımı, üzerinde yer alan köprüler, karaya bitiştiği yerdeki nimfeum (etrafında gezinti yeri olan havuz), grotto ve kaskatlar, natüralist İngiliz bahçesi gibidir.

Osmanlı Saray bahçelerinin son örneği olan bu bahçe, 1876 yılından 1909 yılına kadar çok bakımlı bir şekilde varlığını sürdürmüş, 1909 yılından 1923 yılına kadar da Osmanlı İmparatorluğu’nun kötüye giden durumu, padişahların sık sık değişimi, mali yetersizlikler gibi nedenlerle bahçeye yeterince önem verilmemiş ve şu ana kadar da bir değişim süreci geçirmiştir. Son yıllarda özellikle dış bahçe dediğimiz koru kısmında, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu çalışmalarla yeniden, eskisi gibi güzel, bakımlı bir bahçe oluşturulmaya çalışılmaktadır.

İstanbul’un nefes alınabilen nadir yeşilliklerinden biri olan Yıldız Parkı’nda, kuş cıvıltıları arasında güzel bir çay içmek, asırlık ağaçlar arasında yürüyüş yapmak ve en önemlisi de bol oksijenli havayı teneffüs etmek için yolu düşen herkesi, Yıldız Parkı’nda görmek dileğiyle…

KAYNAKLAR:

1.YILDIZ SARAYI
ABDÜLHAMİT-İ SANİ VE DEVRİ SALTANATI (OSMAN NURİ)
2.YILDIZ SARAYI -SELAMLIK BAHÇESİ
HASBAHÇE-İÇBAHÇE (MÜNEVVER DAĞGÜLÜ ŞEN)
3.YILDIZ PARKI VE MALTA KÖŞKÜ
(TÜRKİYE TURİNG VE OTOMOBİL KURUMU YAYINI)


 

Yazarın Son Yazıları

BELEDİYE BAŞKANIMIZ
DAİRE BAŞKANIMIZ
MÜDÜRÜMÜZ
YAZARLARIMIZ
   
BU AY YAPILACAKLAR
Bitkilere verilen su artırılmalı ve asalakların oluşmamasına özen gösterilmelidir.
Düzenli olarak çim biçimine, bahçe sulamasına özen gösterilmelidir.Süreler önemlidir. Çim biçim sıklığı ve sulama süreleri takip altına alınmalıdır.Sulama işleminin güneş battıktan sonra yapılmasında yarar vardır.
Tohumla ve vegetatif yolla üretebileceğimiz bazı çiçekleri hatırlatmak isteriz. Hüsnüyusuf, Hercai Menekşe, Papatya, Campanula medium, Şebboy gibi kışlık veya iki yıllık çiçekler tohumla üretilir ve bu işi Ağustosa kadar sürdürmek de mümkündür.
Yaz boyunca çiçek açan ağaççık ve çalı formlu bitkilere, yazlık çiçeklere, özellikle güllere besin takviyesi yapılmalıdır.
Temmuz´un ilk haftası, güllerin göz aşısı için genellikle uygun zamandır. Leylaklar da bu aşı, ayın ilk yarısında yapılırsa iyi olur.
Temmuz ayı; ağaççıkların daldırma dalı yada dallandırma çubuğu yöntemi ile çoğaltılmalarına en uygun aydır. Leylak ve güllerde gözaşısı ile üretim zamanıdır.
Bitkilere verilen sulama, bitki altları çapalama v.b. gibi işler bu ay içerisinde düzenli olarak yapılmalıdır.
Bilindiği gibi Temmuz ayı, genellikle tatil ayıdır. Bir süre bu nedenle bahçelerinden ayrılacak olanlar, ayrılmadan önce bazı tedbirleri almak durumundadır. Bunlardan biri de, bütün yabancı otların temizlenmiş olmasıdır.
Çiçeklenme dönemi sonunda gübreleme işlemine son verilmelidir.